Şirketler Yönetim Araçlarını Moda Akımı Olarak Mı Görüyor?
- 6 Tem
- 4 dakikada okunur
Tecrübe ettiğim kadarıyla, son yirmi-otuz yılın iş dünyası tarihine dönüp baktığımızda, podyumda sürekli değişen kreasyonlar gibi geçip giden yönetim modaları1 görüyoruz. 90’larda Toplam Kalite Yönetimi (TKY) rüzgarları eserken, 2000’lerde herkes yakasına bir Six Sigma (SS) kuşağı takma yarışına girdi. Ardından Yalın Üretim (YÜ) ile israflardan arındık, derken kendimizi bir anda sabahları ayakta dikilip dün ne yaptığımızı anlattığımız Agile/Scrum (AS) toplantılarında bulduk.
Peki, milyarlarca dolarlık bu metodolojiler gerçekten şirketlerimizin DNA’sını mı değiştiriyor, yoksa sadece her sezon gardırobumuza eklediğimiz ve bir süre sonra yüzüne bakmadığımız pahalı kıyafetlere mi dönüşüyor?
Bir mühendis olarak sahada en çok karşılaştığım ve canımı en çok sıkan -en yakınımda olan hep söylediğimi söyleyecektir- durumlardan biri budur:
Metotları araç olarak değil amaç olarak görmek.
1. "Herkes Giyiyor, Ben de Giymeliyim"
Modanın temel dürtüsü taklit etmektir. Bir influencer bir kıyafeti giyer ve herkes onu satın almak ister ya da birisinde gördüğünüz bir ürünü siz de almak istersiniz... İş dünyasında da durum farklı değil. Sektörün devlerinden biri (örneğin Toyota veya GE) bir metodolojiyi başarıyla uyguladığını ve muazzam karlar elde ettiğini açıkladığında, diğer şirketler derinlemesine bir analiz yapmadan şu refleksle hareket eder: "Onlar yaptıysa bizim de hemen yapmamız lazım!"
Buradaki temel hata, bağlamı göz ardı etmektir.
Toyota, üretim hattındaki israfları çözmek için onlarca yıl boyunca YÜ felsefesini organik bir şekilde geliştirdi.
GE, milyonda 3.4 hata oranını hedefleyen SS istatistiklerini karmaşık üretim süreçlerini standardize etmek için kullandı.
Ancak bir hizmet sektörü firmasının, Toyota’nın fabrikadaki parça taşıma mantığını birebir kopyalamaya çalışması ya da 50 kişilik yerel bir şirketin AS modelini uygulamak için organizasyon şemasını altüst etmesi, mağazadaki en lüks ceketi üzerimize tam oturup oturmadığına bakmadan satın almaya benzer. Çoğu zaman belki de ılıman bir iklimde yaşayıp hiçbir ihtiyacının olmadığı o paltoyu almaktır.
2. "Sertifika Avcılığı" ve İllüzyonlar
Metotlar moda haline geldiğinde, beraberinde devasa bir sertifikasyon endüstrisi doğar. Şirketler, çalışanlarının yakasına Black Belt, Scrum Master veya PMP rozetleri takmak için bütçeler ayırır.
Buradaki durum eğitim=etkinlik illüzyonudur.
Bir mühendisin iki haftalık yoğunlaştırılmış bir eğitimle Kara Kuşak sertifikası alması, onun karmaşık varyasyon problemlerini istatistiksel araçlarla (örneğin ANOVA veya Regresyon analizleri ile) çözebileceği anlamına gelmez.
Eğer o mühendise gerçek verilerle çalışabileceği bir alan açmaz, finansal fayda yaratacak projeler delege etmez ve en önemlisi ona mentorluk yapmazsanız, o sertifika sadece LinkedIn profilinde parlayan bir süsten ibaret kalır.
Bir projeyi yönetmesi gereken bir arkadaşıma Proje Yönetimi ve PMP eğitimleri veren bir büyüğümüz "Sen PMP misin?" sorusunu sorduğunda bazı şeyler daha net hale geldi.
3. Çalışanlarda Yaratılan "Girişim Yorgunluğu" (Initiative Fatigue)
Şirketlerin sürekli yeni bir metodolojiye geçmesi, çalışanlar üzerinde yıkıcı bir etki yaratır. Sahadaki mühendisler ve uzmanlar şu döngüyü çok iyi bilir:
Yeni bir yönetici gelir, yönetim değişir veya şirket sahibi değişir.
Yeni sistem için düğmeye basılır. "Artık YÜ uyguluyoruz, eski sistemler bitti".
Eğitimler düzenlenir, posterler asılır, yeni kısaltmalar (KPI, OKR, WIP, DMAIC) havada uçuşur.
Bir süre sonra o yönetim gider, yerine yenisi gelir.
Döngü baştan başlar.
Çalışanlar bir süre sonra bu durumu kanıksar ve içten içe şu savunma mekanizmasını geliştirir: "Bu da geçer, biz işimizi bildiğimiz gibi yapmaya devam edelim." İşte bu aşamada, gerçekten faydalı olabilecek metodolojilere karşı da büyük bir inançsızlık ve direnç başlar.
4. Çözüm Ne? Mağazadan Atölyeye Geçiş
Eğer bu metodolojilerin birer moda rüzgarı gibi gelip geçmesini istemiyorsak, bakış açımızı kökten değiştirmeliyiz. Bir lider, yönetici veya mühendis olarak şu adımları izlemek zorundayız:
A. Çözümü Dayatmayın, Sorunu Tanımlayın
Elinizde harika bir çekiç2 var diye, şirketteki her sorunu çivi olarak görmekten vazgeçin. Önce şu soruyu sorun: "Bizim şu an çözmeye çalıştığımız problem ne?"
Eğer problemimiz teslimat sürelerinin uzunluğu ve gereksiz stoklarsa, çözüm YÜ araçlarındadır.
Eğer problemimiz ürün kalitesindeki dalgalanmalar ve yüksek hurda oranlarıysa, çözüm SS ve istatistiksel proses kontroldedir.
Eğer problemimiz belirsiz pazar koşullarında hızlı ürün geliştirememekse, çözüm AS prensiplerindedir.
B. "Öz"e Odaklanın, Ritüellere Değil
Metotların ritüelleri (sabah toplantıları, pano tasarımları, sertifika törenleri) işin en kolay ve gösterişli kısmıdır. Zor olan felsefesini ve disiplinini oturtmaktır. YÜ'nün temeli "insana saygı ve sürekli iyileştirme"dir. Eğer çalışanlarınız hata yapmaktan korkuyor ve hataları gizliyorsa, fabrikaya dünyanın en iyi Kanban panolarını da kursanız Yalın olamazsınız.
C. Finansal ve Kültürel Etkiyi Ölçün
Herhangi bir metodolojik dönüşümün iki temel çıktısı olmalıdır: Çalışan bağlılığı/kültür ve Finansal başarı (P&L etkisi). Eğer başlattığınız SS projesi şirketin yıl sonu bilançosunda bir maliyet düşüşü veya verimlilik artışı yaratmıyorsa, sadece istatistik programlarında grafik çizerek kendinizi kandırıyorsunuz demektir. Hepsinden de öte şirketin stratejilerine veya hedeflerine katkı sunmuyorsa o çekici hemen elinizden bırakın. Rasyonel Uyumluluk Analizi yapıp, pilot bölge seçip uygulayın ve bu sonuçlara göre karar alın.

Son Söz
Yönetim metotları, gardırobumuza asıp mevsime göre değiştireceğimiz şık ceketler değildir. Onlar, şirketimizin kronik hastalıklarını tedavi etmek için kullanacağımız birer cerrahi alettir. Doğru aleti, doğru teşhisle ve uzman ellerde kullanmadığımız sürece sadece "modayı takip eden ama gerçeğini özümsemeyen" organizasyonlar yaratmaya devam ederiz. Tüm yeni çıkan yönteme FOMO3 olarak bakmamamız gerekiyor.
Bir dahaki sefere şirketinize yeni bir yönetim akımı getirmeye karar verdiğinizde kendinize şu dürüst soruyu sorun: "Gerçekten bir problemi mi çözmek istiyoruz, yoksa sadece modern mi görünmek istiyoruz?"
1 "Yönetim Modaları" (Management Fashions) kavramı, bir teori ve akademik terim olarak Columbia Business School profesörlerinden Eric Abrahamson tarafından ortaya atılmıştır.
2 Maslow'un Çekici: "Elinizde sadece bir çekiç varsa, önünüze çıkan her problemi bir çivi olarak görmeye başlarsınız."
3 Fear of Missing Out: Fırsatları kaçırma endişesi


